18 Mayıs 2013 Cumartesi

40ın çıktı mı bakimm senin:)

-İlk kez 3 günlükken doktora olmak üzere, havaların da müsait olması sayesinde bolca sokağa çıktı hanfendi. Sitemiz gezmeye çok müsait, hiçbir yere gidemesek sitede, komşumuzun bahçesinde, sitenin kafesinde ya da abisi oynarken biz de onu izlerken parkta vakit geçiriyoruz. Bol bol doğalından D vitamini alıyor nehir hanım bünyeye. -İlk 1 ay-40 gün, evdeki sakinlik ve huzur, hem süte, hem bebeğe, hem anneye, hem babaya yansıyor gerçekten ( Deniz hariç- kuzum benim hala çok gergin). Dilimi ısırdım, kıçımı kaşıdın, tahtaya vurdum, nazar değmesin, olması gerektiği kadar ağlamalar, huzursuzluklar dışında harika geçiriyoruz ilk günleri. -İki gün önce ilk kez birlikte alışverişe ve biraz hava almak için açık havalı bir alışveriş merkezine gittik. Deniz beyi babası, Nehir hanımı ben aldım. İki bebek arabasıyla gezmek önce komik geldi bize. Bir birimize bakıp bakıp güldük. Sanki herkes bize bakıyor gibi geldi(hiç de öyle bir şey yoktu, sanki iki bebe ile gezen bi biziz haha). Nehir’i seven herkese dönüp “abimiz de 2,5 yaşında, abimizin de adı Deniz” gibi oğluşumu da ihmal etmeyin girişiminde bulundum. 40ı çıkmadan artık sokağa çıkarılıyor mu bebeler diye soran bir anneye sadece gülümsedim , üzerindeki her şeyin pembe, arabasının kırmızı olmasına rağmen erkek mi diye soran başka bir ablaya da gülümsedim, ay dayanamıcam ellerini koklucam diye arabaya abanan abladan ise koşar adım kaçtım. -“ya tutarsa” diyip hem Deno’nun hem Nehir’in göbeklerini İngiltere’den gelen arkadaşlarımızla birlikte Oxfordun bahçesine gömülmek üzere yolladık. İkisinin de göbeği doğumdan 9 gün sonra düştü. İkisine de birer güzel paket yaptım ve üzerlerine isimlerini yazdım. Güzel bir gelecek için gibi bir şeyler yazdım. Evde duracağına, ya tutarsa dedim Bizim 3 kardeşin de göbeği hala evde duruyor. Hiç birimiz de evde kalmadık. -Deniz beyi 22 ay emzirdim, hem de ne emzirmek. Şimdi diyorum kızı bir sene emzirip kesicem. Sosyal hayatıma dönücem. Sonra içimdeki annem çıkıp diyor ki: olmaz, onun da hakkı var 2 sene emmeye. Evet di mi, emsin di mi, bak deniz bol bol emdi ve bünyesi ne kadar güçlendi. Nehir hanımı da bundan mahrum edemem. Yaptık bir iş sorumluluklarımızı da bilelim di mi Mööö’lemeye devam yani. Gelsin süt çayları, bulgur pilavları.  -Ve yeni annelere benden bir tavsiye: bir önceki paragraf ile bağlantılı olarak, Eğer ikinci bebeğe de yapacaksanız yapın bazı şeyleri, yani şöyle, diyelim ilk bebenize doğmadan önce bebek partisi mi verdiniz, ikincisine de vereceksiniz, ilkine günlük mü tuttunuz ikincisi büyüdüğünde hesabını fena sorar ona da tutacaksınız, doğum fotoğrafçısı mi geldi doğuma ilkinde, ikincisinin günahı ne onun da hakkı, ilk doğum gününü özel bi mekanda, süslemeli püslemeli mi yaptınız, ikincisine de yapılacak. Yani yoksa büyüdüklerinde canımıza okur bunlar. Niye bana yapmadın diye. Yani ben öyle düşünüyorum. Ama kıza mesela bebek partisi yapmadım. Cezamı çekeceğim.  -Deniz yüzüstü yatmayı sevmiyordu, ya da biz sevdirememiştik, yan yatmayı da sevmez biz yan çevirirdik o döner sırt üstü yatardı. Nehir ise yüzüstü yatmaya bayılıyor, yüzüstü yatarken daha uzun ve daha derin uyuyor. Ama sadece gündüzleri ve benim gözümün önündeyken. Gece yüzüstü yatırmaya cesaret edemiyorum. Dün gece baktım derin uykuya dalamıyor, yüzüstü yatırdım, aldım elime telefonumu nöbet tuttum -İsilikli, pişikli kızım benim, yüzü ergen kızlar gibi sivil sivil. Biraz erken başladı. Daha kavuran sıcaklar başlamadan.Bir krem kullanmıyorum. Kremlerin yararına pek inanmıyorum. Şimdilik sadece suya güveniyorum. Bol bol yıkıyoruz zaten. Mis kokulu çocuklarım benim. Kendi çocuklarım diye demiyorum çok mis kokuyor eşek sıpaları. Boklu cücüklerim benim

15 Mayıs 2013 Çarşamba

İki çocuklu hayatımızın ilk 1 ayını başarıyla tamamladık sayın seyirciler. Ufak tefek vurma, itme, ısırma girişimimiz oldu ama hasar yok. Bir iki kez annenin aç kalma, bebelerin peşinde koşmaktan su içmeyi unutma tehlikesi de daha planlı davranarak ve iki bebeli yaşamayı öğrenerek giderildi. Nehir ile: Yeni bebeye bakmak işin kolay yanı, çocuk oyuncağı. Hop sok suya yıka çıkar, giydir, temizle, emzirme zaten dünyanın en hızlı en sağlıklı kolay besleme şekli, baktın mızıldıyo daya memeyi, iki tıp tıp gazı da çıktı, geceleri kesintili uyku bünyede henüz taze olduğu için o konuda da iyiyim, idmanlıyım yani, 5 saat uyuyorum taş gibiyim valla. Kızı emzirirken bir yandan da denizi yedirebiliyorum. Kızın gazını çıkarırken bir yandan da deniz ile puzzle da yapabiliyorum. Kız uyurken boya seanslarımıza kaldığımız yerden devam ediyoruz. Akşam da önce kızı uyutup sonra diğerine geçip onu da halledebiliyorum. Yani kız yani yeni bebek beni zorlamıyor. İlk ay kontrolü itibariyle her şeyler de yolunda, sütüm yeterince besliyor hanımı, kilo alımı güzel, zaten doğum kilosu da iyiydi. Doktor ziyaretlerimiz de kısaldı çünkü sorumuz yok, bilgilerimiz taze. Bir derdimiz hassas cildi. Pamuk bir hanım olduğu için dokunduğun yer kızarıyor. Yüzünde sürekli minik isilikler, sanırım yazın sıcaklarda işimiz zor olacak. Neyse güneşten koruruz, bol bol yıkarız, kremleriz onu da hallederiz. Kuku temizlemeyi de öğrendik. Pipi temizlemekten daha detaylı ama zor değil. Tırnaklar kesiliyor. Çapak, burun temizleniyor. Kolaymış. Ezberimiz sağlammış. Deniz’den kalan bilgiler tazeymiş. Deno Deno: Evet asıl meselemiz budur. Deniz bey. O bir küçük akıllı bıdık. Nehir hanımın artık bu evde kalıcı olduğundan emin. Kardeşini çok seviyor aslında. Merhametli çocuk. Nehir ağlarken kaygılanıyor, bana haber veriyor, anne meme ver diyor, acıktı kardeşim diyor. Ama bir yandan da çok belli ki varlığından rahatsız. Nehir hanıma gelen hediyeleri yerlerde sürüklerken ne mesaj vermek istiyor olabilir sizce. Bir tek ben ve nehir ikilisini kabullenmiş durumda, ya da yoksa benden umudu mu kesti oğlan bilmiyorum ama bir tek ben nehirle ilgilenirken tribe girmiyor. Ama babası, ananesi, çiçisi, ceydası kimsenin Nehir’e samimi davranmasına tahamül edemiyor. Çok da soğukkanlı. Direk ifade etmiyor detaylı yolla, bir sözle, bir hareketle anlatıyor derdini. Diyelim biri Nehir’i seviyor, deniz hemen ortamı terk ediyor, odasına gidiyor. Ya da diyelim deniz o an mama sandalyesinde, direk bakmıyor ama yan gözle izliyor. Öksürüyor. Topallıyor. Düştüm diyor. Çok pis numara yapıyor. Bol bol bize kızıyor. Ben sana küstüm diyor. Niye diyoruz. Bilmiyorum diyor. İştah zaten gidik. Zorlamıyoruz. Çok kötü değil, yiyor yine bir şeyler. İki toto, iki çeşit kaka, temizle anam temizle, baba bez yetiştir. Öğlen uykuları zaten hep sorunluydu, kestik çöpe attık, izlemediğimiz kadar çizgi film izliyoruz, yemedğimiz kadar çikolata yiyoruz. Tavizin allahını veriyoruz. Yete rki mutlu olsun. Yeter ki sevildiğini bilsin, güvenini kaybetmesin. Güzel gözleri gülsün. İçine de atmasın. Gerekiyorsa bağırsın, çığırsın, ağlasın.Şu ara tek isteğim evimizin küçük prensi, Deniz bey bir an önce sakinleşsin üzerinden gerginliği bir atsın, kıza tamamen bir alışsın, o zaman bizim evde görün siz şenlikleri.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

deno abi

12 Nisan sabah saat 9.20 gibi kızımız Nehir doğdu, hayatımızda yeni bir dönem başladı. 2 çocuklu, yemek masasına oturunca tam bir aile karesi oluşturan, biri oğlan biri kız, biri Deniz biri Nehir. Yaklaşık 20 gün oldu, 2 bebeli hayata henüz tam olarak girmiş değiliz, ananemiz var yanımızda o hayatı bizim için çok kolaylaştırıyor ama birkaç gün sonra o dönecek ve işte o zaman tam olarak 2 bebeli hayatı yaşamaya başlayacağız. 2o gündür Deniz bey ile ananesi ilgileniyor, her şeyiyle ilgileniyor, yediriyor içiriyor, okula parka götürüp getiriyor, birlikte uyuyorlar, birlikte oynuyorlar, zaten nerdeyse her gün okula da gidiyor. Tabi ben de elimden geldiğince Deniz’leyim, gece ne kadar az/ne kadar kesintili uyumuş olsam bile, sabah kahvaltıyı Deniz’le yapıyorum, gün içinde birkaç kez mutlaka yerde güreşmece, evin içinde saklambaç ya da boya yapıyoruz birlikte. Elimde geldiğince onu ihmal etmemeye çalışıyorum. Sadece ben değil bunu herkes yapıyor. Babacık sürekli denizle, ananecik, teyzeler, komşular, arkadaşlar, herkesin önceliği Deniz bey. Şimdi Nehir Kız için emme –sıçma-uyuma dönemi, Deniz bey için ise ciddi bir geçiş dönemi. Yazacak çok şey biriktirdim, zor geçen doğum sürecim(ki yazmasam mı diyorum, okuyup korkanlar olursa diye), zor geçen ilk günler, çevreden gelen iki çocuklu hayatın zorlukları muhabbeti, ikinci çocukta ki rahatlıklar, bendeki değişim vs ama madem Deniz ile başladım, bu yazının konusu İlk göz ağrımız (ne demek bu ilk göz ağrı? ) Denizim olsun. Doğumdan önce, hatta nerdeyse hamile kalmakla başlamıştı aslında Deniz ile ilgili kaygım, sanki ona ihanet ediyor gibi bir duygu arada gelip oturuyordu böğrüme, o benim minik sevgilim ve ben sevgilimi kıracağım, bir daha beni sevmeyecek gibi saçma duygu kuşları da arada gelip kafama konuyordu. Hastanedeyken ben ne yapacak, hastaneye gelip beni yatakta görünce ne yapacak, eve dönünce onu kucağıma alamayacağım o zaman ne yapacak, küçük hanım beni emerken emmeyi özleyecek mi, kardeşine nasıl davranacak, bana nasıl davranacak bik bik bik bik, sanki dünyada ilk abi deniz, sanki dünyada kimsenin 2.çocuğu olmamış. Neyse2. böceği doğurma vakti geldi, hastane çantamı hazırlarken minik bir çerçevede deniz’imin fotoğrafını da koydum, hatta denizim hastanede terler, üşür, işer diye ona da çantaya eşya koydum. Herkese deniz ile ilgili talimatlar verdim. Denizimi Anneme emanet ettim. Sonra doğurdum, doğuma giderken bir ara aklımdan ya ölürsem geçmedi değil, geçti ve gitti, ama geçerken iki saniyede beni benden aldı. Doğum süreci uzun ve zor geçti, annem ile deniz gelmek için benim iyi olmamı beklediler, Deniz beni sersem halde görsün istemedim. Geldiler, odanın kapısı açıldı ve yakışıklı oğlumu gördüm, sevinçten, o güzel suratı görmenin keyfinden gözlerim doldu, babası aldı kucağına getirdi yanıma, öptüm kokladım, çok özlemiştim, sanki adamı günlerdir görmüyorum, ne özlemek ne özlemek. Tuhaf bir bakış vardı suratında, ne oluyor burada diye, tam olarak anlayamıyordu ve şaşırmıştı, ama kısa sürdü, sevdiği herkes oradaydı, kucaktan kucağa, bir içeri bir dışarı, hediyeler, çuku çukular. Hastaneden çıktığımız günün sabahı çok huysuz uyanmış, babasına uyanır uyanmaz beni sormuş, annem nerede demiş, babası da şimdi gidip alıp gelicem onları demiş, ve biz gelene kadar hep sormuş,beklemiş. Sonra eve geldik, elimizde kırmızı bir ana kucağı, içinde de kırmızı bir kız Deniz abisine hediye de getirmiş. Abisi gözümün içine baktı, sarıldım öptüm öptüm, kokladım, o da içime girmek ister gibiydi ve sonra ilk loğusa ağlamamı patlattım, hem güldüm hem ağladım. Önümde iki bebeğim, annem, canım aşkım kocam, kardeşim, ne güzel bir hayatım var. Şükürler olsun. Deniz değişti, çok inatçı oldu, asla laf dinlemiyor. 2 yaş sendromu, mevsim geçişi derken bir de eve gelen sürekli annesinin kucağında bir minik kız. Zaten bolca hayır diyordu şimdi her şeye daha cümle bitmeden hayır diyor, çok sevdiği okula gitmek istemiyor, ama okulun kapısından girince de bizi unutuyor. Parka bile gitmek istemiyor. Sanırım evde olanları/olacakları kaçırmak istemiyor. Çok da akıllı bir çocuk. Her şeyin farkında. Odasında oynarken, salondaki konuşmaları dinliyor eşek. Bir gün babası kızı seviyor odada, canım kızım minik kızım falan, biz de salondayız, deniz yerde oynuyor, ama aslında kulağı babasındaymış – babaaaaa seniii duyuyorum diye bağırınca dana biz de gülümsedik şirinliğine. Bir iki ufak tefek şiddet girişiminde de bulundu. Bir kez kafasından minik bir lokma aldı, bir kez parmaklarını yemeye kalktı bir iki kez de yatağının içine elindekileri fırlattı. Kızın üzerinde kendisine ait bir şey görürse mesela bebeklik battaniyesini oooo benimmmm o benim diye çekip alıyor. Kız ağlayınca “nooolduuuu minik kuşuma” diye koşarak odasına gidiyor, yatağının başına geçip şarkı söylüyor. Ben kızı bezlerken bana mendil veriyor. Kızın bezlerini götürüp çöpe atıyor. Deniz abi oluyor. Her gün daha bi tatlı oluyor.

8 Nisan 2013 Pazartesi

savaşma seviş

Benimle aynı anda yakınlarda bir yerlerde ya da dünyanın her hangi bir yerinde doğum yapacak ne çok kadın, dünyaya merhaba diyecek ne çok bebe var, böyle düşününce doğurmak yani üremek ne kadar sıradanlaşıyor anlatamam. Dünya dönüyor, kadınlar doğuruyor, doğurdukları büyüyor, büyüyenler üretime devam ediyor. Hayat işte aslında bundan ibaret. Üreyelim, çoğalalım, soyumuz tükenmesin, savaşmayalım sevişelim Biz benim bey ile üreme işine geç başladık ama hızlı çıktık, 3 senedir evliyiz 2. Çocuğumuz Cuma hayırlısıyla doğacak. Sevdik de bu işi. Bebek işini yani. Evde müthiş bir enerji oluyor. Yenilik müthiş bi şey . Mis gibi bir koku. Huzurun kokusu. Bir heyecan. Bir adrenalin. Büyüdükçe çok da eğlenceli oluyor bu iş. Yoruyor ama çok da eğlendiriyor. Hem hayat acayip bir düzene giriyor. Barlar marlar bir yere kadar. Dışarıda tıkınmalar bir yere kadar. Evde düzenli ve sağlıklı yiyorsun. Yoğurdunu evde yapıyorsun Sonra öyle ayu gibi yatıp uyumuyorsun 100 saat, makul bi saat uyuyup kalkıp güne erkenden başlıyorsun. Bebeye iyi bakıcam derken bir bakıyorsun kendine de iyi bakmışsın. Mutlu oluyorsun. 2. bebeyi de yaptık üreme işine son vereceğiz biz. Bize 2 yeter. Güzel sayıdır 2. Ne az ne çok işte. Sağlıklı olsunlar, mutlu olsunlar, güzel günler görsünler, yaşadıkları ülke de güzel günler görsün, büyüdüklerinde gazetelerde ve haber programlarında daha güzel şeyler olsun. Aşık olsunlar. Deli olsunlar. Gezsinler tozsunlar sonra onlar da üresinler. Savaşmasınlar Sevişsinler. Buraya kadar yazıp Deniz beyi uyutmaya gittim, döndüğümde yazmayı planladığım her şey uçup gitmişti aklımdan. Denizi uyuturken biraz ben de uyuyorum:) Genelde bir iki saat sonra uyanıp kalkıp mutfak dolaplarını karıştırıyorum. Şu an da önümde koca bir pop corn:)Gidip yatsam çok daha iyi olur ama uyku tutmuyor, doğuma 4 gün kala sanırım heyecandan uyku gitti:) Deniz demişken, ne tatlı bi oğlan bu deniz. Valla kendi çocuğum diye demiyorum ( ya da belki ondan diyorum, belki tatlı bile değil de ben öyle görüyorum). Bu ara bolca kullandığı kelimelerden biri "zaten", komik çocuk. Diyorum ki oğlum bekle beni. "Anne bekliyorum zaten" diyor:)Hadi artık uyu diyorum, tamam uyuyorum zaten diyor:) mama koltuğundan çıkmış tepsi kısmında oturuyor, oğlum otursana diyorum, oturuyorum zaten diyor:) gel de yeme adamı o zaten diyen ağzından. Akıllı oğlum benim, savaşma seviş oğlum benim.

26 Mart 2013 Salı

karnı burnunda anne, azgın oğlu deno

yatiyorum kalkamiyorum, kalkinca da yatamiyorum. Son günler zor oluyordu bu ara hatırladım. Kaldi 17 gün-cük:)Fiziksel olarak hazırız heralde, ikinci çocuğun rahatlığı doğurmadan başlıyor aslında. Deniz zamanında bir panik vardi, onu aldık mı, bunu yaptık mı, eksik var mı? Bu zamanlarda hastane çantam bile hazırdı. Gelecek bebeğin yatağı, ıvırı zıvırı tamdı. Şimdi bir rahatız. Dün mesela aklıma hastaneden çıkınca eve getirene kadar ne giyecek bu kız düştü. Hiç öyle kalınca bir şeyi yok. Abisinden kalanları giyecek ya abisinin de öyle şeyleri lekelenmiş eskimiş falan, sonra dedim sarar kalın battaniyeye getiririz. Bir rahatız yani, iyiyiz böyle. 12.04.2013 sabahı için, Denizi doğurduğum hastanede, aynı odada rezervasyonumuzu yaptık, denizi doğurduğum gibi spinal doğum olacak, eğer o güne kadar normal(vajinal) doğum olmazsa tabi. Çünkü beni gören herkes bugün yarın doğuracak gibisin diyor. Sahi denizi doğurmadan öneceki bir iki gün gibi elim yüzüm. Kilom pek yok ama dudaklarım mesela yine şişti. Doktorumuz da beni bu ara sık görmek istedi. Haftada iki gideceğiz. Suyuna, kordonuna bakacak hanfendinin. O kadar çok hareket edince doğal olarak kordon dolanıp duruyor sıpaya. En son 3750 kg idi. Boyu da 50 cm civarlarında. Ama tabi bunlar net rakamlar değil. Teknolojinin tahmini rakamları. 17 gün daha var önümüzde. Kilo ve boy birazcık daha artacak büyük ihtimal, o yüzden SSVD ( Sezaryan Sonrası Vajinal Doğum) yapmaktan biraz çekiniyorum aslında. Risk almaya korkuyorum. Doktorum zaten net: risk almayalımcı. Ben de bir yandan her gün tetikte Nişan/işaret bekliyorum, hafif bir ıslaklık hissetsem amanın suyum mu yoksa diye umutlanıyorum, belki de kızım vajinal yollarla gelmeyi tercih eder . Neden olmasın. Valla olsun. Kızım için en iyisi ne ise o olsun. Sağlıkla doğsun. Benden ve karnımda ki bücürden haberler böyle. deniz'e gelince, o tam bir savaşcı:) Gldayatör Deno. Enerjisi süper yüksek. Çenesi hala çok düşük. Bilmiş bilmiş konuşmaları bizi bitiriyor. Dün bana söyle diyor: elinde bir dergi, dergi de bir giyim markasının ürünleri, etekler, bluzlar falan, anne sana bundan alimmm mii? alır mısın aşkım, alırım TABİİİ Kİ AŞSKIMMMĞĞ:)))O "tabiki" diyen ağzını yeme de ne yap. Şimdi şu an okulda, babası alacak gidip saat 1'de, kapıdan girecekler ve deniz şöye seslenecek. Annecciimmm, nerdesinn, ben geldimmm, seniii çok ösledimmmm:) Yerim ulen dicem ben de, yeme annecim yeme dicek, sonra bakcam elinde bir çiçek ya da ot:) annecimmm sana getirdimm dicek, teşekkür ederim dicem ve yaşasın aldık ananın gönlünü diyip başlayacak azmaya:) oda oda koşmaya, koltukların üzerinden atlamaya, kitaplar dağılacak dört bir yana, en az bir kaç kez boya seansı yapılacak, bir kaç kez banyoda el yıkama yalanı, diş fırçalama palavrasıyla üst baş komple ıslanacak, anne ben kaka yapıyorum diyecek gözümün içine baka baka yapacak altına, sonra da artık kakamızı tubaleteee yapcazz taamm mı anneciii dicek, dalga geçer gibi eşooluuuu:) Bir gün daha bitecek, koynumda uyuyacak yine, ben yatağına yatırmak istemeyeceğim, mis gibi kokusuyla uyumak varken, baba gelip alıp yatağına yatıracak. Sabah uyanacak, anneciii ben uyandım, sen de uyansanaa dicek. Gün yine başlayacak, üf püf diyeceğim ama yalandan. Sağlıklı olsunlar da kuzular. Gerisi hep hallolurr:)

Asya bir küçük hanfendü

Hep söylenir ya, teyze anne yarısıdır. İstisnalar vardır elbette ama öyledir. Kız kardeşlerin çocukları başka sevilir, annelerin kardeşleri bir başka sevilir. Başkadır. Vardır bir içsel sebebi. İyi bir şeydir. Benim iki kız kardeşim var, ben ablayım, benim bir küçüğüm erken davrandı, evlendi doğurdu ve şimdi nerdeyse 10 yaşında bir oğlu var, Ata, ilk göz ağrımız, ölüyorduk hepimiz ata için, hala da öyle, arkadan gelen bücürler asla pabucunu dama atamayor. Büyüdükçe olgunlaştıkca alıp kucağa sevemiyorsun, adam kendi kendine takılıyor ama başka işte, ilk çünkü. Sonra arada ben Deno paşayı doğurdum, küçük olmanın sempatikliğini de kullanarak ata abisinin makamını paylaşmaya başladı. Sonra ben 40 yaş çıkışından önce bir supriz yapıp yeni bir bücüre hamile kaldım. Herkes çok sevindi ama asıl bomba suprizi bizim küçük kardeş ceydoş yaptı. Ceyda evimizin bebeğiydi hep çünkü benimle arasında 11 diğer ablasıyla 8 yaş fark vardı. Bayılıyorduk hepimiz, sapsarı bir kızdı, el bebekti, gül bebekti, sadece ailede değil ada'da mahallenin küçük sarı kızıydı. Doğal olarak ceyda da büyüdü, evlendi. Biraz hayatlarını yaşarlar daha yapmazlar falan derken, dedim ya asıl suprizi onlar patlattı. Ceydoşumuz anne oluyordu. Aramızda 2 ay var. Ben nisan'da Nehir hanımı ceyda Haziran da Asya hanımı doğuracak. Bazan ceyda'nın gebe olduğunu unutuyorum ben, sanırım hala gözümde o benim minik kardeşim, sonra aklıma geliyor, onun için teleşlanıyorum, küçük sanıyorum ya onu hala, nasıl yapacak, nasıl doğuracak diye saçma düşüncelere takılıyorum. Saçma çünkü ceyda artık bir anne. Küçük fasulyesi için çok heyecanlı ve onun için çok güçlü. Annelik böyle bir şey ya işte. Daha doğurmadan üzerine bir anne gücü geliyor. Karnındaki yavruyu koruma içgüdüsü. O yüzden elimiz hep karnımızda ya. Ceyda da kızını şimdiden cevredki tehlikelerden koruyan güçlü bir anne. Asya hanım gözümde sarı bir kız, onu hep öyle hayal ediyorum. Ceyda'nın bebekliği gibi hayal ediyorum. Şirin mi şirin, sevimli mi sevimli ama bir o kadar da cadı. Annesi gibi yani. Hem cadı hem kokoş:)Şimdiden benden çok ayakkabı/patiği var sıpanın. Annesinin arkdaşları ve halası da kokoş olunca asya kuzusunun kaçacak yeri kalmıyor tabi. Ama biz nehir ile elimizden geldiğince müdehale edeceğiz. Crocslar ve converseler bizden:) Yırtık kotların üzerinde, rocker tshrt'ler de bizden:) Kızlar hayatımıza giriyor, etrafımızda o kadar çok oğlan çocuğu var ki, kızlarla yeni bir döneme başlıyoruz, renkler, çiçekler, böcekler, bebekler, kelebekler, kalpler.Sonra bir bakmışız zaman akmış gitmiş, cadılar büyüyecekler, koca kızlar olacaklar, aralarında yaş farkı olmadığı için çok şanslılar, iki arkdaş/kuzen olacaklar, deniz bey de onlara takılabilecek çünkü onun da kızlarla arasında yaş farkı pek yok. Ama Ata artık tam bir abi olacak. Bizim bu cücükleri pek ciddiye almayacak. Asya o bir küçük hanfendü, heyecanla dünyadan bekleniyorsunuz. Teyzelerin seni çok merak ediyor. Doğma zamanın gelene kadar annenin içinde huzurlu ve sakince uyu ve bekle. Biz de burada seni bekliyoruz. teyzelerden emel olan seni çok seviyor.

14 Mart 2013 Perşembe

Yorulmayan cücükler.

Yorulmayan cücükler. Biri içeride biri dışarıda yorulmak nedir bilmediler, kız tepinip duruyor, daha doğrusu itebildiği kadar itiyor, kadın biraz öteye git ben yatcam der gibi, itmesen e kız cadı diyorum, diğer cücük kim itiyor anne seni diyor, nehir diyorum, itme nehir diyor, gülüyorum. Neyse itsin az kaldı, sonra çok özleyeceğim bu tepinmeleri, itiklemeleri, hamileliğin en güzel anlarıdır bence bebenin tepinmeleri. Deniz doğduktan sonra hep söyledim, sırf bu yüzden yine doğururum diye. Artık son ay, rutin kontroller haftada bir oldu, her hafta doktordayız, kızın kilosu güzel, benimki daha güzel, son ay ve 9 kg aldım umarım bu ay şımarıp azmam da güzel bir kilo ile doğururum. Sonra da sızlanıp durmam şişman mıyım ben diye. Gecelerim zor geçiyor malum, dün gece de çok az uyudum ama sanki çok uyumuş gibiyim. Enerjim gayet iyi. Bu yüksek enerji beni biraz korkutuyor. Deniz’i doğurmadan önceki bir iki gün böyleydim, yerimde duramıyordum, şimdi de sürekli evde bir işler yapıyorum, zaten cücüklerin odalarını hala tamamlayamadım, o kadar çok detay iş çıktı ki, bitmedi gitti. Ama az kaldı. Bugün de perdeler takılacak. Bitti. Sonra Deniz bey koca abi odasına geçiş yapacak. Eski odası da Nehir hanımın doğmasını bekleyecek. Doğum zamanı yaklaştıkça heyecan artıyor tabi, sürekli kendimi dinlemeye başladım, geçen gün kasıklarımda bir sancı, amanın dedim yoksa. Benim bey gece yok, hemen telefonu elime aldım, yastığın altına koydum, nolur nolmaz planlamamı yaptım, sancıları takip et, ne kadar sık dikkat et, kalk biraz yürü, suyun gelebilir hazırlıklı ol, daha vakit olduğu için çanta falan yok ortada, hemen küçük bir çanta hazırla hastane için, ama ama kızın hiçbir şeyi yok, yarın hemen git kıza hastaneden çıkarken giyeceği bir iki şey al, sitedeki dostumuz nebişi ya da alt kattaki dostumuzu ara, gelsin biri, denizi bırakıp acil çıkmak gerekebilir: derken uyumuşum Valla gebelik ve doğum süreci acayip suprizli bi süreç, her an her şey olabilir. Zaten koca karnımı gören herkes ama herkes, doğum yakın galiba di mi diye soruyor, yakında doğurtacaklar beni sağolsunlar. Deniz beye hamileyken çok kilo almış sonra da zor vermiştim, bu kez de deniz bey sayesinde kilo almıyorum, sayesinde bacaklar popo falan super fit Adamın peşinde koşmaktan başka bir spora gerek kalmadı. İyice isyankar, iyice keçi bi adam oluverdi. Örümcek adam gibi sürekli tırmanıyor. Yoracaksın ki cüceyi çıldırmadan bir gün daha tamamlayıp hazine sandığımıza 2 altın para daha koyabilelim. Ya parkta sokakta ya da evde babasıyla top kapmaca oynayarak yoruluyor zibidi. Ya da ben koca göbeğimle güreş yapacağım yerde. Eğleniyoruz işte. Büyüyoruz. Kocaman adam oluyoruz ve sürekli soru soruyoruz. Denizin konuşma şekli soru işaretli. Her şeyi soruyor. Anne o mu bu mu şu mu, sıcak mı, geldin mi, uyandın mı, kim öksürdü, motor geçti mi, elin mi, gözün mü, ayakkabı mı…. Çok da tatlı soruyor dana, hepsine cevap veriyorum, bazen bakıyorum dalga geçiyor hıyar benimle.