Deniz Tuna
18 Mayıs 2013 Cumartesi
40ın çıktı mı bakimm senin:)
15 Mayıs 2013 Çarşamba
1 Mayıs 2013 Çarşamba
deno abi
12 Nisan sabah saat 9.20 gibi kızımız Nehir doğdu, hayatımızda yeni bir dönem başladı. 2 çocuklu, yemek masasına oturunca tam bir aile karesi oluşturan, biri oğlan biri kız, biri Deniz biri Nehir.
Yaklaşık 20 gün oldu, 2 bebeli hayata henüz tam olarak girmiş değiliz, ananemiz var yanımızda o hayatı bizim için çok kolaylaştırıyor ama birkaç gün sonra o dönecek ve işte o zaman tam olarak 2 bebeli hayatı yaşamaya başlayacağız. 2o gündür Deniz bey ile ananesi ilgileniyor, her şeyiyle ilgileniyor, yediriyor içiriyor, okula parka götürüp getiriyor, birlikte uyuyorlar, birlikte oynuyorlar, zaten nerdeyse her gün okula da gidiyor. Tabi ben de elimden geldiğince Deniz’leyim, gece ne kadar az/ne kadar kesintili uyumuş olsam bile, sabah kahvaltıyı Deniz’le yapıyorum, gün içinde birkaç kez mutlaka yerde güreşmece, evin içinde saklambaç ya da boya yapıyoruz birlikte. Elimde geldiğince onu ihmal etmemeye çalışıyorum. Sadece ben değil bunu herkes yapıyor. Babacık sürekli denizle, ananecik, teyzeler, komşular, arkadaşlar, herkesin önceliği Deniz bey. Şimdi Nehir Kız için emme –sıçma-uyuma dönemi, Deniz bey için ise ciddi bir geçiş dönemi.
Yazacak çok şey biriktirdim, zor geçen doğum sürecim(ki yazmasam mı diyorum, okuyup korkanlar olursa diye), zor geçen ilk günler, çevreden gelen iki çocuklu hayatın zorlukları muhabbeti, ikinci çocukta ki rahatlıklar, bendeki değişim vs ama madem Deniz ile başladım, bu yazının konusu İlk göz ağrımız (ne demek bu ilk göz ağrı? ) Denizim olsun.
Doğumdan önce, hatta nerdeyse hamile kalmakla başlamıştı aslında Deniz ile ilgili kaygım, sanki ona ihanet ediyor gibi bir duygu arada gelip oturuyordu böğrüme, o benim minik sevgilim ve ben sevgilimi kıracağım, bir daha beni sevmeyecek gibi saçma duygu kuşları da arada gelip kafama konuyordu. Hastanedeyken ben ne yapacak, hastaneye gelip beni yatakta görünce ne yapacak, eve dönünce onu kucağıma alamayacağım o zaman ne yapacak, küçük hanım beni emerken emmeyi özleyecek mi, kardeşine nasıl davranacak, bana nasıl davranacak bik bik bik bik, sanki dünyada ilk abi deniz, sanki dünyada kimsenin 2.çocuğu olmamış. Neyse2. böceği doğurma vakti geldi, hastane çantamı hazırlarken minik bir çerçevede deniz’imin fotoğrafını da koydum, hatta denizim hastanede terler, üşür, işer diye ona da çantaya eşya koydum. Herkese deniz ile ilgili talimatlar verdim. Denizimi Anneme emanet ettim. Sonra doğurdum, doğuma giderken bir ara aklımdan ya ölürsem geçmedi değil, geçti ve gitti, ama geçerken iki saniyede beni benden aldı. Doğum süreci uzun ve zor geçti, annem ile deniz gelmek için benim iyi olmamı beklediler, Deniz beni sersem halde görsün istemedim. Geldiler, odanın kapısı açıldı ve yakışıklı oğlumu gördüm, sevinçten, o güzel suratı görmenin keyfinden gözlerim doldu, babası aldı kucağına getirdi yanıma, öptüm kokladım, çok özlemiştim, sanki adamı günlerdir görmüyorum, ne özlemek ne özlemek. Tuhaf bir bakış vardı suratında, ne oluyor burada diye, tam olarak anlayamıyordu ve şaşırmıştı, ama kısa sürdü, sevdiği herkes oradaydı, kucaktan kucağa, bir içeri bir dışarı, hediyeler, çuku çukular.
Hastaneden çıktığımız günün sabahı çok huysuz uyanmış, babasına uyanır uyanmaz beni sormuş, annem nerede demiş, babası da şimdi gidip alıp gelicem onları demiş, ve biz gelene kadar hep sormuş,beklemiş. Sonra eve geldik, elimizde kırmızı bir ana kucağı, içinde de kırmızı bir kız Deniz abisine hediye de getirmiş. Abisi gözümün içine baktı, sarıldım öptüm öptüm, kokladım, o da içime girmek ister gibiydi ve sonra ilk loğusa ağlamamı patlattım, hem güldüm hem ağladım. Önümde iki bebeğim, annem, canım aşkım kocam, kardeşim, ne güzel bir hayatım var. Şükürler olsun.
Deniz değişti, çok inatçı oldu, asla laf dinlemiyor. 2 yaş sendromu, mevsim geçişi derken bir de eve gelen sürekli annesinin kucağında bir minik kız. Zaten bolca hayır diyordu şimdi her şeye daha cümle bitmeden hayır diyor, çok sevdiği okula gitmek istemiyor, ama okulun kapısından girince de bizi unutuyor. Parka bile gitmek istemiyor. Sanırım evde olanları/olacakları kaçırmak istemiyor. Çok da akıllı bir çocuk. Her şeyin farkında. Odasında oynarken, salondaki konuşmaları dinliyor eşek. Bir gün babası kızı seviyor odada, canım kızım minik kızım falan, biz de salondayız, deniz yerde oynuyor, ama aslında kulağı babasındaymış – babaaaaa seniii duyuyorum diye bağırınca dana biz de gülümsedik şirinliğine. Bir iki ufak tefek şiddet girişiminde de bulundu. Bir kez kafasından minik bir lokma aldı, bir kez parmaklarını yemeye kalktı bir iki kez de yatağının içine elindekileri fırlattı. Kızın üzerinde kendisine ait bir şey görürse mesela bebeklik battaniyesini oooo benimmmm o benim diye çekip alıyor. Kız ağlayınca “nooolduuuu minik kuşuma” diye koşarak odasına gidiyor, yatağının başına geçip şarkı söylüyor. Ben kızı bezlerken bana mendil veriyor. Kızın bezlerini götürüp çöpe atıyor. Deniz abi oluyor. Her gün daha bi tatlı oluyor.
8 Nisan 2013 Pazartesi
savaşma seviş
Benimle aynı anda yakınlarda bir yerlerde ya da dünyanın her hangi bir yerinde doğum yapacak ne çok kadın, dünyaya merhaba diyecek ne çok bebe var, böyle düşününce doğurmak yani üremek ne kadar sıradanlaşıyor anlatamam. Dünya dönüyor, kadınlar doğuruyor, doğurdukları büyüyor, büyüyenler üretime devam ediyor. Hayat işte aslında bundan ibaret. Üreyelim, çoğalalım, soyumuz tükenmesin, savaşmayalım sevişelim
Biz benim bey ile üreme işine geç başladık ama hızlı çıktık, 3 senedir evliyiz 2. Çocuğumuz Cuma hayırlısıyla doğacak. Sevdik de bu işi. Bebek işini yani. Evde müthiş bir enerji oluyor. Yenilik müthiş bi şey . Mis gibi bir koku. Huzurun kokusu. Bir heyecan. Bir adrenalin. Büyüdükçe çok da eğlenceli oluyor bu iş. Yoruyor ama çok da eğlendiriyor. Hem hayat acayip bir düzene giriyor. Barlar marlar bir yere kadar. Dışarıda tıkınmalar bir yere kadar. Evde düzenli ve sağlıklı yiyorsun. Yoğurdunu evde yapıyorsun Sonra öyle ayu gibi yatıp uyumuyorsun 100 saat, makul bi saat uyuyup kalkıp güne erkenden başlıyorsun. Bebeye iyi bakıcam derken bir bakıyorsun kendine de iyi bakmışsın. Mutlu oluyorsun.
2. bebeyi de yaptık üreme işine son vereceğiz biz. Bize 2 yeter. Güzel sayıdır 2. Ne az ne çok işte. Sağlıklı olsunlar, mutlu olsunlar, güzel günler görsünler, yaşadıkları ülke de güzel günler görsün, büyüdüklerinde gazetelerde ve haber programlarında daha güzel şeyler olsun. Aşık olsunlar. Deli olsunlar. Gezsinler tozsunlar sonra onlar da üresinler. Savaşmasınlar Sevişsinler.
Buraya kadar yazıp Deniz beyi uyutmaya gittim, döndüğümde yazmayı planladığım her şey uçup gitmişti aklımdan. Denizi uyuturken biraz ben de uyuyorum:) Genelde bir iki saat sonra uyanıp kalkıp mutfak dolaplarını karıştırıyorum. Şu an da önümde koca bir pop corn:)Gidip yatsam çok daha iyi olur ama uyku tutmuyor, doğuma 4 gün kala sanırım heyecandan uyku gitti:) Deniz demişken, ne tatlı bi oğlan bu deniz. Valla kendi çocuğum diye demiyorum ( ya da belki ondan diyorum, belki tatlı bile değil de ben öyle görüyorum). Bu ara bolca kullandığı kelimelerden biri "zaten", komik çocuk. Diyorum ki oğlum bekle beni. "Anne bekliyorum zaten" diyor:)Hadi artık uyu diyorum, tamam uyuyorum zaten diyor:) mama koltuğundan çıkmış tepsi kısmında oturuyor, oğlum otursana diyorum, oturuyorum zaten diyor:) gel de yeme adamı o zaten diyen ağzından. Akıllı oğlum benim, savaşma seviş oğlum benim.
26 Mart 2013 Salı
karnı burnunda anne, azgın oğlu deno
Asya bir küçük hanfendü
14 Mart 2013 Perşembe
Yorulmayan cücükler.
Yorulmayan cücükler. Biri içeride biri dışarıda yorulmak nedir bilmediler, kız tepinip duruyor, daha doğrusu itebildiği kadar itiyor, kadın biraz öteye git ben yatcam der gibi, itmesen e kız cadı diyorum, diğer cücük kim itiyor anne seni diyor, nehir diyorum, itme nehir diyor, gülüyorum. Neyse itsin az kaldı, sonra çok özleyeceğim bu tepinmeleri, itiklemeleri, hamileliğin en güzel anlarıdır bence bebenin tepinmeleri. Deniz doğduktan sonra hep söyledim, sırf bu yüzden yine doğururum diye.
Artık son ay, rutin kontroller haftada bir oldu, her hafta doktordayız, kızın kilosu güzel, benimki daha güzel, son ay ve 9 kg aldım umarım bu ay şımarıp azmam da güzel bir kilo ile doğururum. Sonra da sızlanıp durmam şişman mıyım ben diye. Gecelerim zor geçiyor malum, dün gece de çok az uyudum ama sanki çok uyumuş gibiyim. Enerjim gayet iyi. Bu yüksek enerji beni biraz korkutuyor. Deniz’i doğurmadan önceki bir iki gün böyleydim, yerimde duramıyordum, şimdi de sürekli evde bir işler yapıyorum, zaten cücüklerin odalarını hala tamamlayamadım, o kadar çok detay iş çıktı ki, bitmedi gitti. Ama az kaldı. Bugün de perdeler takılacak. Bitti. Sonra Deniz bey koca abi odasına geçiş yapacak. Eski odası da Nehir hanımın doğmasını bekleyecek.
Doğum zamanı yaklaştıkça heyecan artıyor tabi, sürekli kendimi dinlemeye başladım, geçen gün kasıklarımda bir sancı, amanın dedim yoksa. Benim bey gece yok, hemen telefonu elime aldım, yastığın altına koydum, nolur nolmaz planlamamı yaptım, sancıları takip et, ne kadar sık dikkat et, kalk biraz yürü, suyun gelebilir hazırlıklı ol, daha vakit olduğu için çanta falan yok ortada, hemen küçük bir çanta hazırla hastane için, ama ama kızın hiçbir şeyi yok, yarın hemen git kıza hastaneden çıkarken giyeceği bir iki şey al, sitedeki dostumuz nebişi ya da alt kattaki dostumuzu ara, gelsin biri, denizi bırakıp acil çıkmak gerekebilir: derken uyumuşum Valla gebelik ve doğum süreci acayip suprizli bi süreç, her an her şey olabilir. Zaten koca karnımı gören herkes ama herkes, doğum yakın galiba di mi diye soruyor, yakında doğurtacaklar beni sağolsunlar.
Deniz beye hamileyken çok kilo almış sonra da zor vermiştim, bu kez de deniz bey sayesinde kilo almıyorum, sayesinde bacaklar popo falan super fit Adamın peşinde koşmaktan başka bir spora gerek kalmadı. İyice isyankar, iyice keçi bi adam oluverdi. Örümcek adam gibi sürekli tırmanıyor. Yoracaksın ki cüceyi çıldırmadan bir gün daha tamamlayıp hazine sandığımıza 2 altın para daha koyabilelim. Ya parkta sokakta ya da evde babasıyla top kapmaca oynayarak yoruluyor zibidi. Ya da ben koca göbeğimle güreş yapacağım yerde. Eğleniyoruz işte. Büyüyoruz. Kocaman adam oluyoruz ve sürekli soru soruyoruz. Denizin konuşma şekli soru işaretli. Her şeyi soruyor. Anne o mu bu mu şu mu, sıcak mı, geldin mi, uyandın mı, kim öksürdü, motor geçti mi, elin mi, gözün mü, ayakkabı mı…. Çok da tatlı soruyor dana, hepsine cevap veriyorum, bazen bakıyorum dalga geçiyor hıyar benimle.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)